Güdülenmeye Kuramsal Yaklaşımlar
20. yüzyıla dek davranış bilimlerinde ve dolayısıyla psikolojide yeterli bir gelişme olmamıştır. Bu nedenle uzun bir tarihsel dönem içinde insan davranışları, teologlar ve filozoflar tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşımlarda ortak nokta, insan davranışını akıl gibi son derecede muğlak bir kavram çerçevesinde çözümlemektir. Başka bir anlatımla insanlar, sadece zihinsel süreçleri aracılığıyla davranışlarına yön veren varlıklar olarak algılanmıştır. Buna göre insanın zekâ ve eğitim düzeyi, iyi ya da kötü olmasını belirleyen temel değişkenlerdir. Bu yaklaşımlar, genel olarak akılcılık (rasyonalizm) başlığı altında toplanabilir. Ancak rasyonalistler arasında, özellikle 17. yüzyılın sonundan başlayarak giderek artan ölçüde görüş farklılıkları oluşmuştur.
Bu dönemde aklın yanı sıra, duygu ve sezgi gibi kavramların da davranışa yön veren önemli değişkenler olduğu görüşü yaygınlaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla insanın ve onun davranışlarının, mekanik ve tek boyutlu akılcılık bakış açısıyla kavramlaştırılamayacağı anlaşılmıştır. Böylece insanın içsel varoluşuna ve psikolojik süreçlerine yönelik bir içgörü gelişmiştir. Bu bağlamda, özellikle Hobbes’un görüşleri rasyonalist paradigmalarda ciddi kırılmalara yol açmıştır. Hobbes’e göre insan, davranışını açıklamak için yanlış ve yanıltıcı görüşlere sahip olabilir. Hatta gerçekte, davranışına yön veren dinamiklerin bilincinde olmayabilir.
Ancak her koşulda insanın davranışını biçimlendiren etmen, acıdan kaçma ve hazza yönelmedir. Bu radikal görüş, hem batı dünyasındaki geleneksel din anlayışının hem de insan doğasına yönelik olumsuz önyargıların yeniden sorgulanması açısından tarihsel anlamda öneme sahiptir. Ayrıca Hobbes‘un görüşleri, güdülenme kuramlarının önemli bir bölümünün kavramsal çerçevesini de oluşturmuştur.

Son Yorumlar