arşiv

‘Eğitim’ kategorisi için arşiv

Yanılsama (İlüzyon)

Salı, 13 Eki 2009 yorum yok

Yanılsama, kısaca hatalı algıdır. Yanılsama, fiziksel ve psikolojik olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. Örneğin suyun içindeki bir çubuğun kırık görülmesi veya güldüren aynalarda beden hatlarımızın çarpıtılmış, oransız görüntüleri fiziksel yanılsamalardır.

Yanılsama

Psikolojik algı yanılsamaları ise duyusal sistemimizdeki bozulmalardan kaynaklanmaktadır. Algısal yanılsamaların bazları geometrik, bazıları ise göreceli büyüklük şeklinde olur. Diğerleri ise şekillere üçüncü bir boyut eklendiğinde anlaşılır. Örneğin demiryolu rayları bizden uzaklaştıkça, ufukta birleşen bir düz çizgi gibi algılanmaktadır. Ancak raylar üzerine gerçek nesneler yerleştirilecek olursa, şekillerin büyüklük ve uzaklığına ilişkin algımız değişecektir. Psikolojide punzo yanılsaması olarak adlandırılan bu durum, algı sistemimizin mükemmel olmadığının bir kanıtıdır. Ancak punzo yanılmasının, çocukluktan yetişkinliğe ilerledikçe artması, iki boyutlu cisimlerde perspektif tasarımının yaşla paralel geliştiğini düşündürmektedir

Güdülenmeye Kuramsal Yaklaşımlar

Salı, 13 Eki 2009 yorum yok

20. yüzyıla dek davranış bilimlerinde ve dolayısıyla psikolojide yeterli bir gelişme olmamıştır. Bu nedenle uzun bir tarihsel dönem içinde insan davranışları, teologlar ve filozoflar tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşımlarda ortak nokta, insan davranışını akıl gibi son derecede muğlak bir kavram çerçevesinde çözümlemektir. Başka bir anlatımla insanlar, sadece zihinsel süreçleri aracılığıyla davranışlarına yön veren varlıklar olarak algılanmıştır. Buna göre insanın zekâ ve eğitim düzeyi, iyi ya da kötü olmasını belirleyen temel değişkenlerdir. Bu yaklaşımlar, genel olarak akılcılık (rasyonalizm) başlığı altında toplanabilir. Ancak rasyonalistler ara­sında, özellikle 17. yüzyılın sonundan başlayarak giderek artan ölçüde görüş farklılıkları oluşmuştur.

Bu dönemde aklın yanı sıra, duygu ve sezgi gibi kavramların da davranışa yön veren önemli değişkenler olduğu görüşü yaygınlaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla insanın ve onun davranışlarının, mekanik ve tek boyutlu akılcılık bakış açısıyla kavramlaştırılamayacağı anlaşılmıştır. Böylece insanın içsel varoluşuna ve psikolojik süreçlerine yönelik bir içgörü gelişmiştir. Bu bağlamda, özellikle Hobbes’un görüşleri rasyonalist paradigmalarda ciddi kırılmalara yol açmıştır. Hobbes’e göre insan, davranışını açıklamak için yanlış ve yanıltıcı görüşlere sahip olabilir. Hatta gerçekte, davranışına yön veren dinamiklerin bilincinde olmayabilir.

Ancak her koşulda insanın davranışını biçimlendiren etmen, acıdan kaçma ve hazza yönelmedir. Bu radikal görüş, hem batı dünyasındaki geleneksel din anlayışının hem de insan doğasına yönelik olumsuz önyargıların yeniden sorgulanması açısından tarihsel anlamda öneme sahiptir. Ayrıca Hobbes‘un görüşleri, güdülenme kuramlarının önemli bir bölümünün kavramsal çerçevesini de oluşturmuştur.

Uyarılma

Salı, 13 Eki 2009 yorum yok

Bireyin herhangi bir konuya ilgi duyması, öğrenmeye hazır hale gelmesi, genel uyarılmışiık halinin (arousal) sonucudur. Buna göre genel uyarılmışiık hali; kaygı, güdülenme, dikkat, heyecan ve haz gibi boyutları açısından kavramlaştırılabilir. Öğrenme sürecinde, düşük düzeyde sağlıklı bir kaygı duygusunun genellikle olumlu, yüksek bir kaygı duygusunun ise olumsuz bir etmen olduğu kabul edilmektedir. Sağlıklı ve kontrollü kaygı, öğrencilerin güdülenmelerini ve öğrenme yoğunluklarını kolaylaştırır.

Genel Uyarılmışlık Hali

Kuşkusuz kaygı, öğrencinin akademik yetenekleri ve benlik algıları ile doğrudan ilgili bir kavramdır. Araştırmalar, akademik yeteneği çok düşük veya yüksek olan öğrenciler için kaygı durumunun genel olarak olumsuz, orta derecede akademik yetenekliler için ise çoğunlukla olumlu bir etmen olduğunu göstermektedir. Ancak kaygı ile başarı arasındaki ilişkinin gerçek nedenleri göründüğünden çok daha karmaşıktır. Örneğin aşırı kaygılı öğrencilerin akademik konularda çalışırken, kendilerine karşı duydukları güvensizlik nedeniyle dikkatlerini yoğunlaştıramadıkları, sıklıkla gözlenen bir durumdur. Aynı şekilde, çok iyi hazırlandıkları bir sınavda bile bu tür öğrencilerin kilitlenip (locked) kalmaları mümkündür. Öte yandan zihinlerini çalıştıkları konu üzerinde kolaylıkla yoğunlaştırabilen düşük kaygı düzeyindeki öğrencilerin, (muhtemelen özgüven duygularının gelişmiş olması nedeniyle) çalışmalarında göreceli olarak daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Benlik Bütünlüğü ve Umutsuzluk

Çarşamba, 07 Eki 2009 yorum yok

Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk karmaşası, ileri yetişkinlik döneminde görülür. Bu evre, bir anlamda yaşamla hesaplaşma dönemidir. Buna göre sağlıklı, uyumlu, üretken, saygın bir kimlik geliştirerek, anlamlı bir yaşam sürdüren bireyler, bu evrede mutlu ve huzurludurlar. Kendisini üstünlük ve sınırlılıkları ile nesnel biçimde değerlendiren bu tür bireyler, İdi bir kişilik bütünlüğüne sahiptirler. Bu dönemin en güzel ürünü, anlamlı yaşantılarla dolu dolu geçirilmiş bir ömrün, armağan haline gelen damıtılmış kimlik örüntüsüdür. Ancak üretken bir yaşamın doyumundan yoksun kalan bireyler, bu evrede hırçın, aksi, uyumsuz ve anti-sosyaldirler. Ömrünü boşa geçirdiğine inanan bu tür insanlar, yoğun biçimde ölüm korkusu ve umutsuzluk duygusu yaşarlar

Piaget’in Eğitim Sistemine İlişkin Görüşleri

Çarşamba, 16 Eyl 2009 yorum yok

Piaget, özellikle Devvey’in aktif öğrenme ve sosyal çevre de­ğişkenlerinin önemini vurgulayan görüşlerinden hareketle, eğitimin uygun ya­şantılarla desteklenmesi gereğine dikkat çekmektedir. Piaget’e göre (1976) eğitimin görevi, bireyin potansiyel yeteneklerini olabildiğince geliştirerek, başa­rılı bir biçimde sosyal yaşama uyumunu sağlamaktır

Categories: Eğitim Tags: ,

Slavin’in Etkili Öğretim Modeli

Salı, 15 Eyl 2009 yorum yok

Slavin’in etkili öğretim modeli, öğrenme düzeyini etkileyen de¬ğişkenlerin çözümlenmesi yoluyla, öğrenme başarısının artırılabileceği var¬sayımına dayanmaktadır. Buna göre etkili öğretim modelinin, dört temel değişkeni vardır. Bunlar: 1. Öğretimin niteliği 2. Öğretim düzeyini uygun hale getirme

Klasik Koşullanma

Perşembe, 10 Eyl 2009 yorum yok

Klasik koşullama kuramı, öğrenmenin doğasını aydınlatmak açısından son derecede önemli katkılar sağlamıştır. Bu katkılar genelleme, ayırt etme, edinme ve sönme boyutlarında kavramlaştırılabilir. Genelleme, belli bir uyarana karşı, koşullu bir davranım kazanıldığında, bu uyarana benzer uyaranlar da aynı davranımın genellemesidir. Örneğin köpeğin önce ışığa, sonra zil ve çan seslerine salya salgılaması, bir uyaran genellemesidir. Buna göre yeni uyaranlar, başlangıçtaki uyaranlara ne kadar benzerse, koşullu davranıma yol açma olasılıkları o denli yüksek olur. Genelleme ilkesine göre, davranışlarımız zihinsel olarak eşlenen benzer uyaranlara karşı geliştirilen tepkilerdir.

Kişilik Kuramları

Pazartesi, 07 Eyl 2009 yorum yok

Kişilik, birçok kuramsal yaklaşım tarafından farklı şekillerde kavramlaştırılmaktadır. Söz konusu kuramsal yaklaşımlar, kişiliği ağırlıklı olarak belli bir değişken grubunu baz alarak çözümlemektedir. Dolayısıyla kişilik kuramlarının dizge ve ilkelerini açıklamaya geçmeden önce, her bir yaklaşımın, gerçeğin sadece belli bir bölümünü aydınlattığını söylemek yararlı olacaktır. Şu halde kişilik, yalnızca bir kuramsal yaklaşımla değil, tüm kuramsal yaklaşımların ilke ve kavramlarıyla oluşan kubaşık bir sentez olarak algılanmalıdı

Bilişsel Öğrenme Kuramları

Pazartesi, 07 Eyl 2009 yorum yok

Klasik ve edimsel koşullama kuramları, alanyazında, bağsal öğrenme veya davranışçı kuramlar olarak adlandırılmaktadır. Söz konusu yaklaşımların bağsal öğrenme kuramları olarak adlandırılması, uyaran-tepki arasındaki ilişkiler üzerinde odaklanmasından, davranışçı kuramlar olarak adlandırılması ise uyaran-davranım örüntüsüne verdikleri önemden gelmektedir. Her iki kuramsal yaklaşımda da davranış edinme; koşullama ve pekiştirme süreçleri ile açıklanmaktadır. Ne var ki, tüm öğrenmeler, koşullama yoluyla açıklanamaz. Bu bağlamda bilişsel yaklaşımlar, klasik ve edimsel koşullama kuramlarına tepki olarak doğmuştur.

Bilişsel öğrenme kuramına göre, insanlar bir problem durumuyla karşı karşıya geldiklerinde o durumun özgün dinamikleriyle etkileşerek öğrenirler. Buna göre öğrenme; önbilgilerin yeni bağlantılar (associations) kazanması, probleme ilişkin bilgilerin depolanması (storing) ve uygun çözüm seçeneklerinin belirlenmesi (defining) şeklinde kuramlaştırılabilecek üç temel süreç içinde oluşur. Başka bir deyişle öğrenme, bilişsel süreçler ve yapılar (cognitive proceses andpattern) ile ilişkilidir. Burada bilişsel kavramı, duyu organları tarafından alınan girdilerin (input) algı ve bellek süreçlerinde işlenerek çıktıya (output) dönüştürüldüğü zihinsel etkinlikler dizisini tanımlamaktadır. Dolayısıyla bilişsel kurama göre öğrenme, organiz­manın geçirdiği yaşantılar yoluyla yeni deneyim ve bilgilere ulaşmasına bağlıdır.

Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler

Pazar, 06 Eyl 2009 yorum yok

Öğrenme; fizyolojik, biyolojik, psikolojik ve sosyal bir dizi değişkenin etkileşimi ile oluşan ve yaşam boyu devam eden süreçlerin ürünüdür. Buna göre öğrenme, yaşamın herhangi bir kesiti ile sınırlandırılmayacak nitelikte, kapsamlı ve sürekli etkinlikler dizisidir. Ancak öğrenmenin düzenli, kalıcı, amaçlı ve sürekli bir yapıya kavuşturulması, öncelikle örgün eğitim sisteminden beklenir. 20. yüzyılın başından beri öğrenme ile ilgilenen psikologlar, “Nasıl öğreniyoruz?” sorusunu yanıtlamaya çalışmışlardır. “Nasıl öğreniyoruz?” sorusu, öğrenme sürecinin analitik olarak çözümlenmesini gerektirmektedir. Çünkü öğrenmeyi etkileyen biyo-fizyolojik ve sosyo-psikolojik değişkenlerin belirlenmesi, öğrenme yaşantılarının düzenlenmesi sürecine ışık tutmak açısından yararlıdır. Öğrenmeyi kolaylaştıran ve güçleştiren etmenleri üç ana grupta toplamak mümkündür. Birinci grupta öğrenenle ilgili etmenler yer alır ki bunlar; bireyin öğrenme kapasitesi, önyaşantıları, hazırbulunuşluk düzeyi, psikolojik durumu, zekâsı, yaşı gibi kişisel değişkenlere bağlıdır. İkinci grupta öğrenme stratejileri, öğretim yaşantılarının düzenlenmesi ve öğretim yöntemlerinin seçilmesi gibi etmenler yer alır. Üçüncü grupta ise öğrenilecek konunun niteliği, içeriği ve türü bulunmaktadır.

Öğrenme, yukarıda söz konusu edilen üç grup etmenin belirli bir amaç ve yönteme göre karşılıklı olarak etkileşiminin sonucudur.