
Ezel 5. Bölüm
Ezel dizisi geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi yine reyting rekoru kırdı. Ezel’in yavaş yavaş aile içine sızmasıyla birlikte Eyşan’ın kız kardeşi Ezel’e aşık oluyor. Kız kardeşinin hasta olması nedeniyle birçok olay gelişiyor. Bu yakınlaşmayı uzaktan izleyen Ali, Ezel’in eksiklerini arıyor. 4. Bölümün bu şekilde sonlanmasıyla birlikte 5. bölümde olacaklar fazlasıyla merak ediliyor.
Ezel 5. Bölüm Fragmanı
Dizi fragmanı şu an için çıkmamıştır. Tahmini olarak perşembe – cuma günlerinde çıkacak olan dizi fragmanı nete düşer düşmez filika.net okuyucuları ile olacak.
İzlemede kalın…
Bir uyaranın, organizmanın duyusal mekanizmalarıyla algılanabilmesi için, belli bir düzeyde (yoğunluk, frekans, kütle vb.) olması gerekmektedir. Yine iki uyaranın birbirinden ayrılabilmesi için de aralarında belli bir fark şiddetinin olması beklenmektedir. Buna göre bir uyaranın fark edilebilen en ufak şiddet değişimine, fark eşiği denmektedir. Örneğin bir sesin duyulabilmesi için belli bir frekans düzeyine ulaşması, iki sesin birbirinden ayrılabilmesi için ise birinin diğerinden daha yüksek frekansa sahip olmasıdır
Es Es 9. Bölüm
Es – Es dizisi 8. bölümde hocanın kızı İrem hastaneden çıkıyor. Babası ve annesine sinirli olan irem ise dermanı Uras’ta arıyor. Hocanın uras’a olan uyarılarına rağmen Uras , İremle ilgilenmekten vazgeçmiyor. Tercan’a gelirsekte yine aynı bildiğimiz Tercan, başı beladan kurtulmuyor ve kurtulacağa da benzemiyor. İşte böyleydi 8. bölüm özeti 9. bölüm mini fragmanı ise filmden sonra yayınlandı. Daha ayrıntılı bir fragman ilerleyen günlerde yayınlanacaktır.
Es Es 9. Bölüm Fragmanı
Daha geniş bir fragman çıktığında sitemizde yayınlanacaktır, düşüncelerinizi yorum olarak bizlerle paylaşabilirsiniz…
Steaua Bükreş ile Fenerbahçe arasında oynanacak olan Avrupa Ligi karşılaşmasında , takımlar bu maçla beraber 3. maçına çıkmış olacak. Steaü Bükreş ‘in sağlam defans yapması Fenerbahçe’yi yeterince zorlayacak.
Gaziantepspor yenilgisiyle ne yapacağı merak edilen Fenerbahçe, önümüzdeki haftadaki derbinin son provasına çıkacak.


Steaua Bükreş – Fenerbahçe maçı hangi kanalda?
Bildiğimiz gibi Avrupa ligi maçları Doğan Grubu’nın keyfine göre oluyor. Büyük ihtimal D-Smart’ın vereceği maçı TNT’ninde vermesi ihtimali var.
Steaua Bükreş – Fenerbahçe izle
22 Ekim Steaua Bucuresti – Fenerbahçe maçını canlı izleyebilmeniz için D-Smart Spor paketi olması gerekmektedir. İnternette bazı yayınlar bulunmasına rağmen internetten justintv gibi sitelerden maç izlenmesi ve yayınlanması yasaktır.
Klasik koşullama, 20. yüzyılın başında Rus fizyolog İvan P. Pavlov tarafından yapılan deneysel öğrenme çalışmaları ile gündeme gelmiştir. Öğrenmenin karmaşık doğasına ışık tutan bu deneysel çalışmalar; tıp, fizyoloji ve psikolojiye önemli katkılar sağlamıştır. Başlangıçta sindirim fizyolojisi üzerinde çalışan Pavlov, bu konudaki başarıları nedeniyle 1904 yılında Nobel ödülünü alınca, güdülenerek araştırmalarını öğrenme psikolojisi üzerinde yoğunlaştırmıştır. Önceleri fizyolojik salgıların, yiyeceğin sindirilmesine etkilerini inceleyen Pavlov, irade dışı bazı gelişmelerin katkısıyla, öğrenme konusuna ilgi duymuştur. Başka bir anlatımla Pavlov, deneysel araştırmalar sırasında birçok bilim adamının rastlantısal olarak yaşadığı ilginç durumlarla karşılaşmıştır. Denek olarak kullandığı köpeklerde salya salgılaması olayı, yiyecek ağza konmadan önce başlamaktadır
Algıda bilişsel süreçler terimi, algının aktif doğasına ilişkin bir kavramdır. Organizmanın algı sistemi, herhangi bir girdiyi pasif bir biçimde almaz. Ayrıca duyusal verilerle tutarlı, eşbiçimli (izomorfu) forma dönüştürür. Buna göre algı sistemimiz uyaranları anlamlı yaşantılara dönüştürmek için, bilişsel yapı aracılığıyla bir hipotez geliştirir. Genellikle duyusal verilerin, algısal yorumu basit ve tekdüze bir mantık örüntüsü içinde gerçekleşir. Dolayısıyla birey bu süreçte, bilişsel mekanizmaların işleyişinden habersizdir. Ancak olağandışı durumlarda, örneğin belirsiz bir şekle baktığımızda ya da içeriğinden yoksun olduğumuz bir kavramı tanımlamada, algının aktif doğası açığa çıkar. Çünkü böyle bir durumda bilginin anlamlı bir ilişki örüntüsü içinde belleğe kodlanması mümkün, değildir.
Gerçekte algı, bağlamdan ve önceki deneyimlerden etkilenen bir süreçtir. Şu halde bilişsel yapı, öncelikle önyaşantıların kümelendiği belleği tarayarak, yeni bilgiyi onlarla ilişkilendirmeye çalışır. Bu sürece “analiz-
Görüldüğü gibi algı, sadece fiziksel özelliklerin duyusal aktarımından oluşmamaktadır. Şu halde uyarana anlam veren, uyaranın kendisi değil, onu algılayan organizmanın yaşantısal deneyimleridir. Bu nedenle algı, bireye anlam ifade eden etkileşimlerin ürünüdür.
Yanılsama, kısaca hatalı algıdır. Yanılsama, fiziksel ve psikolojik olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. Örneğin suyun içindeki bir çubuğun kırık görülmesi veya güldüren aynalarda beden hatlarımızın çarpıtılmış, oransız görüntüleri fiziksel yanılsamalardır.
Yanılsama
Psikolojik algı yanılsamaları ise duyusal sistemimizdeki bozulmalardan kaynaklanmaktadır. Algısal yanılsamaların bazları geometrik, bazıları ise göreceli büyüklük şeklinde olur. Diğerleri ise şekillere üçüncü bir boyut eklendiğinde anlaşılır. Örneğin demiryolu rayları bizden uzaklaştıkça, ufukta birleşen bir düz çizgi gibi algılanmaktadır. Ancak raylar üzerine gerçek nesneler yerleştirilecek olursa, şekillerin büyüklük ve uzaklığına ilişkin algımız değişecektir. Psikolojide punzo yanılsaması olarak adlandırılan bu durum, algı sistemimizin mükemmel olmadığının bir kanıtıdır. Ancak punzo yanılmasının, çocukluktan yetişkinliğe ilerledikçe artması, iki boyutlu cisimlerde perspektif tasarımının yaşla paralel geliştiğini düşündürmektedir
20. yüzyıla dek davranış bilimlerinde ve dolayısıyla psikolojide yeterli bir gelişme olmamıştır. Bu nedenle uzun bir tarihsel dönem içinde insan davranışları, teologlar ve filozoflar tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşımlarda ortak nokta, insan davranışını akıl gibi son derecede muğlak bir kavram çerçevesinde çözümlemektir. Başka bir anlatımla insanlar, sadece zihinsel süreçleri aracılığıyla davranışlarına yön veren varlıklar olarak algılanmıştır. Buna göre insanın zekâ ve eğitim düzeyi, iyi ya da kötü olmasını belirleyen temel değişkenlerdir. Bu yaklaşımlar, genel olarak akılcılık (rasyonalizm) başlığı altında toplanabilir. Ancak rasyonalistler arasında, özellikle 17. yüzyılın sonundan başlayarak giderek artan ölçüde görüş farklılıkları oluşmuştur.
Bu dönemde aklın yanı sıra, duygu ve sezgi gibi kavramların da davranışa yön veren önemli değişkenler olduğu görüşü yaygınlaşmaya başlamıştır. Dolayısıyla insanın ve onun davranışlarının, mekanik ve tek boyutlu akılcılık bakış açısıyla kavramlaştırılamayacağı anlaşılmıştır. Böylece insanın içsel varoluşuna ve psikolojik süreçlerine yönelik bir içgörü gelişmiştir. Bu bağlamda, özellikle Hobbes’un görüşleri rasyonalist paradigmalarda ciddi kırılmalara yol açmıştır. Hobbes’e göre insan, davranışını açıklamak için yanlış ve yanıltıcı görüşlere sahip olabilir. Hatta gerçekte, davranışına yön veren dinamiklerin bilincinde olmayabilir.
Ancak her koşulda insanın davranışını biçimlendiren etmen, acıdan kaçma ve hazza yönelmedir. Bu radikal görüş, hem batı dünyasındaki geleneksel din anlayışının hem de insan doğasına yönelik olumsuz önyargıların yeniden sorgulanması açısından tarihsel anlamda öneme sahiptir. Ayrıca Hobbes‘un görüşleri, güdülenme kuramlarının önemli bir bölümünün kavramsal çerçevesini de oluşturmuştur.
Bireyin herhangi bir konuya ilgi duyması, öğrenmeye hazır hale gelmesi, genel uyarılmışiık halinin (arousal) sonucudur. Buna göre genel uyarılmışiık hali; kaygı, güdülenme, dikkat, heyecan ve haz gibi boyutları açısından kavramlaştırılabilir. Öğrenme sürecinde, düşük düzeyde sağlıklı bir kaygı duygusunun genellikle olumlu, yüksek bir kaygı duygusunun ise olumsuz bir etmen olduğu kabul edilmektedir. Sağlıklı ve kontrollü kaygı, öğrencilerin güdülenmelerini ve öğrenme yoğunluklarını kolaylaştırır.
Genel Uyarılmışlık Hali
Kuşkusuz kaygı, öğrencinin akademik yetenekleri ve benlik algıları ile doğrudan ilgili bir kavramdır. Araştırmalar, akademik yeteneği çok düşük veya yüksek olan öğrenciler için kaygı durumunun genel olarak olumsuz, orta derecede akademik yetenekliler için ise çoğunlukla olumlu bir etmen olduğunu göstermektedir. Ancak kaygı ile başarı arasındaki ilişkinin gerçek nedenleri göründüğünden çok daha karmaşıktır. Örneğin aşırı kaygılı öğrencilerin akademik konularda çalışırken, kendilerine karşı duydukları güvensizlik nedeniyle dikkatlerini yoğunlaştıramadıkları, sıklıkla gözlenen bir durumdur. Aynı şekilde, çok iyi hazırlandıkları bir sınavda bile bu tür öğrencilerin kilitlenip (locked) kalmaları mümkündür. Öte yandan zihinlerini çalıştıkları konu üzerinde kolaylıkla yoğunlaştırabilen düşük kaygı düzeyindeki öğrencilerin, (muhtemelen özgüven duygularının gelişmiş olması nedeniyle) çalışmalarında göreceli olarak daha başarılı oldukları saptanmıştır.
Devler Ligi
Acun Ilıcalı’nın yeni programı olan Devler Ligi birbirinden heyecanlı karşılaşmalarla başladı. İlk maç Hoijdoonk ‘un takımı ile Sergen’in takımı arasında oldu Oktay’ın maçtan atılmasıyla beraber Hoijdoonk’un takımı büyük üstünlük kurup eski beşiktaş karmasını yendi (:
Daha sonraki maçta ise Boliç ile Tanju arasında oldu bu maçı ise penaltılarla Tanjuların takımı aldı. Maçlardan sonra en çok hakem Erman Toroğlu konuşuldu, her zamanki gibi şov yaptığından bahseden taraflar oldu
Son Yorumlar